Son yıllarda Türkiye’de Ar-Ge merkezleri ve teknokent firmalarına sağlanan vergi teşvikleri, teknoloji üretimini destekleyen en önemli mali mekanizmalardan biri haline gelmiştir. Ancak saha uygulamalarında gözlemlenen gelişmeler, vergi idaresinin teşviklere bakış açısının önemli ölçüde değiştiğini göstermektedir.
Artık denetimler yalnızca mevzuata şeklen uygunluk kontrolü ile sınırlı kalmamakta; işletmelerin yıl boyunca yararlandıkları teşviklerin fiili faaliyetlerle uyumu, mali kayıtlarla bağlantısı ve denetim sırasında savunulabilirliği esas alınmaktadır.
Özellikle son dönemde artan vergi incelemeleri ve Yeminli Mali Müşavir raporlarının öneminin artması, teşvik uygulamalarında yeni bir döneme girildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Denetim Yaklaşımındaki Değişim
Geleneksel denetim anlayışında teşvik uygulamaları çoğunlukla mevzuata uygunluk açısından değerlendirilirken, güncel yaklaşım daha bütüncül bir yapıya dönüşmüştür.
Vergi idaresi artık şu soruya odaklanmaktadır:
“Yararlanılan teşvik, işletmenin gerçek faaliyet akışı içinde belgeleriyle birlikte izlenebilir ve denetim sırasında savunulabilir mi?”
Bu yaklaşım doğrultusunda incelemeler;
- Stopaj teşvikleri,
- SGK işveren primi destekleri,
- Teknokent kazanç istisnası,
- Ar-Ge indirimi
arasındaki ilişkinin bütüncül olarak test edilmesine yönelmiştir.
Başka bir ifadeyle teşvikler artık yalnızca muhasebe kayıtları üzerinden değil, mühendislik faaliyetleri, proje yönetimi ve finansal veri bütünlüğü üzerinden değerlendirilmektedir.
Uygulamada En Sık Karşılaşılan Risk Alanları
Yürütülen YMM inceleme ve ön değerlendirme çalışmalarında ortaya çıkan temel bulgu şudur:
Sorun çoğu zaman teşvikin yanlış uygulanması değil, uygulamanın denetim perspektifiyle kurgulanmamış olmasıdır.
Saha denetimlerinde özellikle aşağıdaki alanlar yeniden hesaplanmakta veya sorgulanmaktadır:
1. Teknokent Kazanç İstisnasında Gelir Ayrıştırması
Yazılım veya Ar-Ge çıktısından elde edilen gelir ile ticari faaliyet veya seri üretim gelirlerinin doğru ayrıştırılamaması önemli risk oluşturmaktadır.
Nitelikli gelir hesaplamalarının yeniden yapılması, incelemelerde en sık karşılaşılan durumlardan biridir.
2. Giderlerin Teşvik Kapsamına Hatalı Dahil Edilmesi
Pazarlama, satış, yönetim ve genel üretim giderlerinin Ar-Ge maliyeti olarak değerlendirilmesi, teşvik tutarlarının geriye dönük sorgulanmasına yol açabilmektedir.
3. Ar-Ge İndirimi ve Proje Bağlantısı
Ar-Ge indirimi kapsamında dikkate alınan maliyetlerin proje ile doğrudan ilişkilendirilememesi, teşvikin reddedilmesine kadar gidebilen sonuçlar doğurabilmektedir.
4. Personel Zaman Kayıtları (Time-Sheet Problemleri)
Personelin proje bazlı çalışma süreleri ile fiili faaliyetler arasında uyumsuzluk bulunması, özellikle stopaj teşviklerinde önemli risk alanıdır.
5. Veri İzlenebilirliği Sorunu
Denetimlerde en kritik konu; aşağıdaki sistemler arasında bağlantı kurulabilmesidir:
- Portal ve proje kayıtları
- Mühendislik çıktıları
- İnsan kaynakları verileri
- Muhasebe kayıtları
Bu sistemler arasında izlenebilir bağ kurulamadığında, mevzuata uygun uygulamalar dahi riskli değerlendirilebilmektedir.
Teşvik Risklerinin Gerçek Nedeni
Mesleki tecrübeler göstermektedir ki teşvik kaynaklı vergi risklerinin büyük bölümü yanlış uygulamadan değil;
- süreçlerin başlangıçta denetim bakış açısıyla tasarlanmamasından,
- yıl içinde kontrol mekanizmasının işletilmemesinden,
- teknik ve mali ekipler arasında entegrasyon eksikliğinden
kaynaklanmaktadır.
Başka bir ifadeyle sorun çoğu zaman teşvikte değil, teşvik yönetim sistemindedir.
Teşviklerin Üç Aşamalı Değerlendirme Modeli
Ar-Ge ve teknokent teşviklerinin sağlıklı yönetilebilmesi için üç aşamalı bir yaklaşım gereklidir:
1. Teorik Hak
Kanunda yer alan teşvikten yararlanma hakkının doğru belirlenmesi.
2. Uygulama Uygunluğu
Faaliyet, personel ve maliyet ilişkisinin doğru kurulması.
3. Denetimde Savunulabilirlik
Tüm sürecin belgelerle sürdürülebilir biçimde açıklanabilmesi.
Bu üç aşamadan herhangi birinin eksik olması, teşvikin ilerleyen dönemlerde risk haline dönüşmesine neden olabilir.
YMM Raporu Zorunluluğu ve Yeni Dönem
2025 yılı kapanışıyla birlikte yürürlüğe giren YMM raporu zorunluluğu ve artan izaha davet süreçleri, teşvik uygulamalarının artık yalnızca muhasebe konusu olmadığını göstermektedir.
Günümüzde teşvik yönetimi;
- mühendislik süreçleri,
- finansal kayıt sistemi,
- vergi uygulamaları
arasındaki entegrasyonu gerektiren disiplinler arası bir alan haline gelmiştir.
Sonuç: Maksimum Teşvik Değil, Sürdürülebilir Teşvik
Kısa vadede yüksek teşvik tutarları avantaj sağlayabilir. Ancak denetim perspektifiyle yapılandırılmamış sistemler, işletmeler için ciddi vergi riskleri doğurabilmektedir.
Bu nedenle doğru yaklaşım:
Maksimum teşvik değil, sürdürülebilir ve savunulabilir teşviktir.
Bugün firmalar için asıl soru artık değişmiştir:
- Hangi teşviki alabiliriz? yerine
- Hangi teşviki denetimde güvenle savunabiliriz?
Doğru kurulan ve yıl boyunca aktif yönetilen bir teşvik yapısı yalnızca mali avantaj sağlamaz; aynı zamanda kurumsal güven ve sürdürülebilirlik oluşturur.
Zuhal CEYHAN
Yeminli Mali Müşavir